Fareler ve İnsanlar Kitap Özeti, Konusu ve İncelemesi

Neden Bu Kitap Hala Okununuyor? John Steinbeck’in Nobel Ödüllü yazarlarından biri olması herkesi şaşırtmaz. Ama gerçek şu ki, “Fareler ve İnsanlar” ilk kez okuduğumda, bir kitapta bu kadar az sayfada bu kadar çok duygusal darbe alabileceğim hiç aklıma gelmemişti. Steinbeck bu kitapta insanlığın en temel ihtiyaçlarından bahsediyor: dostluk, umut ve ait olma hissi. Ama bunu yaparken o kadar sade, o kadar doğal bir dille yapıyor ki, okurken fark etmeden kendi hayatımızı düşünmeye başlıyoruz.

Bu kitap Büyük Buhran döneminde yazılmış, o dönemde yaşanan yokluk ve belirsizlik içinde insanlar arasındaki bağları ele alıyor. Bugün bile okusak, bizim zamanımız da belirsiz, bizim zamanımız da insanların birbirinden uzaklaştığı günler olunca, kitabın mesajı daha da çarpıcı oluyor.

Konusu: İki Adamın Kütüphanesi Olmayan Rüyası

Kitapla ilk tanıştığımda, basit bir hikaye olduğunu sandım. Yanılmışım. Steinbeck, burada bir insanın hayatında belki de en önemli şeyi anlatıyor: arkadaşlığı ve güven duygusunu.

George Milton ve Lennie Small iki işçi. İkisi de Kaliforniya’da çiftliklerde çalışıyorlar. Fakat aralarındaki ilişki sıradan işçi dostluğu değil. George, Lennie’nin babasının ölümünden sonra onun velisi gibi olmuş. Lennie ise fiziksel olarak bir yetişkin ama zihin olarak on yaşında bir çocuk. Söylenene göre, Lennie zihinsel engelli—günümüzde bizim kullandığımız sözcüklerle.

Weed kasabasından kaçıyorlar. Nedeni? Lennie’nin bir kız çocuğun yumuşak elbisesine dokunması, kız paniğe kapılması, ve işler tuhaflaşması. Bundan sonra yol almaya başlıyorlar. George’un Lennie’ye her defasında söylediği cümle çarpıcı: “Eğer başın belaya girerse nehrin kenarındaki çalılıklara saklan.”

Bu cümle, kitabın bütünü için bir başdöngüç. Çünkü bunu Steinbeck kasıtlı olarak yazıyor. Okuyucu olarak biz bile anlaşılıyoruz ki bu hikaye başında yazılıyor—son sayfalarında değil.

Yeni bir çiftlikte işe başlıyorlar. Burada tanıştıkları insanlar:

Curley: Çiftlik sahibinin oğlu. Kısa boyluluk kompleksli, kavgacı ve kontrolcü bir adam. Eğer sözü dinlenmese kızıyor.

Curley’nin karısı: Kitapta hiç adı geçmiyor. Bu bilinçli bir seçim bence Steinbeck’in. Kadın sadece bir nesnedir, kendisine ait hiçbir kimliği yok. Yalnız, mutsuz ve kötü niyetli değil ama aptalca davranıyor.

Candy: Yaşlı, tek kollu bir işçi. Kendi köpeğinin öldürülüşünü izlemek zorunda kalmışsa, ne derece mutsuz olacağını anlamak zor değil.

Crooks: Siyahi bir seyis. Dışlanmış, yalnız, ama hep ümidi var. O odada neler konuşulduğunu dinlemesi ta uzaktan çok duygulandırıcı.

Hepsi ortak bir hayalı paylaşıyor: kendi topraklarına sahip olmak. Ufak bir çiftlik, kendi seçtikleri hayvanlar, kimsenin emri altında olmamak. Lennie’nin bu hayaldeki tek istemesi var: tavşan beslemek. Tavşan! Çünkü tavşanların kürü çok yumuşak. Bunu Lennie her defasında söylüyor, George onu tekrar tekrar anlatıyor. Bu tekrar, çocuğa uyku masalı anlatır gibi bir şey. Sevgi ve sabır dolu.

Kitabın Sonu: Trajedi ve Acı

Ne yazık ki hayat planladığı gibi gitmez. Hiçbir zaman gitmez.

Curley’nin karısı bir gün ahırda Lennie ile yalnız kalıyor. Lennie’nin o saçları okşama takıntısı var. Yumuşak şeyler ona sakinlik veriyor. Kadın ilk başta dayandırıyor ama sonra Lennie’yi daha sert tutmasını istiyor. Lennie paniğe kapılıyor. Gücünü kontrol edemiyor. Kadının boynunu kırıyor. Panikteki bir anda, polis linç havası estiyor.

George, Lennie’yi bulur nehrin kenarında. Lennie korku içinde, “Yapamam mı? Yapamam mı?” diye soruyor. George ona bakıyor—ve o güzel hayal hakkında konuşmaya başlıyor. Lennie arkasını dönüyor. George de onu vuruyor.

Bu sadece bir cinayet değil. Bu fedakarlık. George, Lennie’yi aylakların kaslı adamlarının elinden kurtarıyor. Ona rahat bir ölüm veriyor—hayallerini düşlerken.

Karakterler: Hepimiz Bir Biçimde Lennie

Lennie Small: Çok fazla bahsetmek zorunda değilim bu karakteri hakkında. O tembellik değil, acıma için bir çağrı. İçimize işliyor çünkü—biz hepimiz bir biçimde Lennie’yiz. Hepimiz kontrol edemediğimiz şeylerimiz var. Hepimiz birinin bize ihtiyacı olan şeyler yapıyoruz ama sonra işler bozuluyor.

George Milton: Bunun aksine, George gerçekçi ama yürekli bir adamdır. Lennie’nin hayallerini dinletiyor, onu güvende tutuyor, onu bağrına basıyor. Fakat sonunda, onu öldürmek zorunda kalıyor. Bu seçim onu yok ediyor.

Curley’nin Karısı: En ilginç karakter belki. İsmi hiç geçmiyor sayfada sadece Curley’nin karısı yazıyor. Steinbeck kasıtlı olarak bunu yapıyor. Kadın kendi değil, sadece erkek temelli bir yaşamda var olan bir ek parça.

Candy: Gelecek korkusu olan bir yaşlı adam. Paralı olmuş, çiftlik rüyasına katılma şansı bulmuş ama sonra her şey yok oluyor.

Crooks: Irkçılık altında ezilmiş bir insan. Okumayı seviyor ama asla beyaz adamlar gibi muamele görmeyecek.

Ana Mesaj: İnsanlar Yalnız Yaşayamaz

Steinbeck kitapla şu söylüyor ve 1937’de bunu söylemek bir şeydir insanlar birbirlerine muhtaçtırlar. Dostluk olmadan, bağlantı olmadan hayat yaşanacak bir şey değildir.

Fakat aynı zamanda, umut karşılık buluyor mu? Planlar gerçekleşiyor mu? Hayır. Robert Burns’ün şiirinden alınan bu başlık “Fareler ve İnsanlar” tam da bunu söylüyor: ne kadar iyi plan yapsak da, hayat onu altüst edebilir.

Kitapta yalnızlığın etkisini görüyoruz. Curley’nin karısı yalnız. Crooks yalnız. Candy yalnız. Sadece George ve Lennie’nin birbirlerine sahip olması, hepsinin hayattan çıkmasının farkını yaratıyor.

Kitabın Fiziksel Özellikleri ve Kökeni

Kaç sayfa? Genellikle 100-130 sayfa civarında, sadece 4-5 saatte okunabilecek kadar kısa. Ama hiç bunu hissetmeyeceksiniz. Steinbeck’in diliyle, sizi 200 sayfalık bir epiğin içine çekermiş gibi hissedeceksiniz.

Adı nereden geliyor?

İskoç şairi Robert Burns’ün 1785’te yazdığı “Bir Fareye” (To a Mouse) şiirinden. Şiirde şu mısralar var: “En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider” (The best laid plans o’ mice an’ men / Gang aft agley). İnsanın planladığı en iyi şeyler bile yanlış gidebilir, demi? Steinbeck bunun üstüne bütün bir roman inşa ediyor.

Neden Hala Önemli?

2025’te yaşıyoruz ve bu kitap neden benim için hala önemli? Çünkü dünyanız ne kadar değişirse değişsin, insan doğası aynı kalıyor. İnsanlar hâlâ yalnız, hala umut ediyor, hala planlar yapıyor ve halaişler ters gidiyor. İşsizlik bizim çağımızda da var (belki farklı biçimlerde), önyargı da, dışlanmışlık da.

Steinbeck’in bu kitabı bize anlatmak istediği şu: birbirimizi sevmeliyiz, çünkü başka şansımız yok. Ve çok sevdiğimiz birini acıdan kurtarmamız gerekirse, belki bunu yapmak bir işçi için makul görünen bir seçimdir.

Kısa, sade, fakat taşlaşmış bir başyapıt. Bir gece uyuyamazsınız bu kitabı okuduktan sonra.

Paylaş:
Yorum yapın